Editör: Enver Adıgüzel
Piyasalarda bu hafta tutarsız bir tablo göze çarpıyor. Arka arkaya gelen iki ABD enflasyon verisi beklentilerin üzerinde çıkmasına rağmen Hazine tahvil faizleri yükselmek yerine geriledi. Tahvil piyasasının bu tepkisi, çok yıllık zirvelere yaklaşan faizler düşünüldüğünde dikkat çekici.
Enflasyon verileri ne gösteriyor?
Eylül ayında ABD’de manşet TÜFE yıllık yüzde 3,7’ye çıktı. Çekirdek TÜFE ise yıllık yüzde 2,6’ya yükseldi. Üretici fiyatları eylülde aylık yüzde 1,3 arttı ve bu, Mart 2022’den bu yana görülen en büyük artış oldu. İlk bakışta bu rakamlar Fed için rahatlatıcı değil; piyasalar yıl sonundan önce bir faiz artışına şimdiden hazırlanıyor.
Buna rağmen 10 yıllık Hazine faizi, TÜFE verisinin ardından görülen yüzde 5,30’luk zirveden yaklaşık yüzde 5,10’a geriledi. Bu düşüşün arkasında ne var?
Büyüme endişesi öne çıkıyor
Olası bir açıklama, tahvil yatırımcılarının kısa vadeli enflasyon sorununun ötesine bakmaya başladığı ve bunun ileride ekonomik büyüme için ne anlama geleceğinden kaygılandığı. Yüksek enflasyon Fed’i uzun süre yüksek faiz politikasını sürdürmeye zorlayabilir. Bu da daha pahalı konut kredileri, şirketler için sıkılaşan finansman koşulları ve hane halkı harcamaları üzerinde ek baskı anlamına geliyor.
Yatırımcılar zayıflayan büyümeyi öngörmeye yöneldikçe, enflasyon yüksek kalsa bile uzun vadeli Hazine tahvillerine talep artabilir. Bu klasik güvenli liman arayışı; tahvil alımları fiyatları yükseltip faizleri düşürüyor.
Hisse senedi piyasasındaki baskı da bu görüşü destekliyor. Teknoloji hisseleri kayıplarda öncülük ederken, geniş piyasadaki kırılganlıklar da görünür hale geliyor. Bu durum yatırımcıları yeniden tahvil gibi güvenli varlıklara yöneltebilir.
Sonuç ne olabilir?
Tahvil piyasasının enflasyon kaygısından tamamen vazgeçtiğini söylemek için henüz erken. Ancak enflasyon inatçı kalırken faizler düşmeye devam ederse, büyüme endişelerinin denkleme geri döndüğü görüşü güçlenir. 10 yıllık faizin yüzde 5’in üzerinde kalması ise tahvil satışının sona erdiği anlamına gelmiyor; bu seviyelerde bile borçlanma maliyetleri ekonomiyi boğacak kadar yüksek.














